Ara

BODRUM KATI

 

Ne bayram misafiri, ne düğün gölgesiyim

Şu koskoca alemde yalnızlığın sesiyim

 

Meçhul bir ıstırabın kurbanıyım boşlukta

Bir bodrum katındayım, esrarlı bir loşlukta

 

Pencereden bakarken gördüğüm tek şey: Hüzün

Farkedemedim hala endamını gündüzün

 

Bir yığın eski hayal duruyor tabağımda

Eski günlerin tadı sızlıyor damağımda

 

Gönlümün mahzenine çekildim; biçareyim

Sevgiyi de, aşkı da unuttum; avareyim

 

Meçhul bir ıstırabın kurbanıyım boşlukta

Bir bodrum katındayım, esrarlı bir loşlukta

1/10/2009 | Kategori: NURULLAH GENC | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

BİR CEYLAN YÜREĞİNDEN.

 

saklama gözlerini

acıların büyüyen zindanlarında

ülfeti gözlerinden özümleyen kalbimin

mavi bir yıldız gibi

dünyana usulca sokulduğunu göreceksin

ufuklara dokunan güneşli saçlarınla

saklama gözlerini

rengini gözlerinden alıyor kalbim

ümitlerini

 

kuşlar delirince kırılır denizin kanatları

aynaların damarı çatlar

bengisu fışkırır yeryüzüne

rüzgara verir toprak sevda tohumlarını

bir mecnun bir leylayi anlatır çöllere

bir şimşek

gök gürlemesi bir ceylan yüreğinden

sulusepken bir yağmur indirir gökten

ölüler tartışmaya başlar seni

aaah/seni, sürur

ürpermeler çağında parlayan ellerimi

bir tutuver ne olur

ruhumun sessizliği dökülsün üzerinden

ezberlenmiş bir dünya yaşamaktansa

uykunun tılsımlı yataklarından

sıyrıl gel bana

sonsuzluğun sırrını sereyim yollarına

resimleri süsleyen kentin varoşlarında

böceklerin elinden kurtarayım baharı

1/10/2009 | Kategori: NURULLAH GENC | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

BENİM ŞİİRİM


 

Bakmayın çevremi kuşatanlara

Hüznün,yalnızlığın şairiyim ben

Issız ovaların nehiriyim ben

İçimde işliyor derin bir yara

Aşkın öldürmeyen zehiriyim ben

Bakmayın çevremi kuşatanlara

Hüznün,yalnızlığın şairiyim ben

 

Kapattım kalbimin son kapısını

Dokunun;boşlukta bir taş gibiyim

Hafızası ölü nakkaş gibiyim

Çekiyorum mutsuzluğun yasını

Ayaklara mahkum bir baş gibiyim

Kapattım kalbimin son kapısını

Dokunun;boşlukta bir taş gibiyim

 

Ölümü yaşadım ölmeden önce

Bana sonsuzluğu beklemek düştü

Mazide benim de yüzüm gülmüştü

Uyandım,mutsuzluk geri dönünce

Ölümü yaşadım ölmeden önce

Bana sonsuzluğu beklemek düştü

 

Gelsene,nerdesin,ey sessiz ölüm

Adını yazsana dudaklarıma

Zaman kan süzüyor kulaklarıma

Hıçkırığa mahkum biçare gönlüm

Haydi takılıver ayaklarıma

Gelsene,nerdesin,ey sessiz ölüm

Adını yazsana dudaklarıma

 

Bulsam Kafdağı'nın eteklerini

Başımı çevirip gitsem mi bilmem

Ben ki yaranamam,şakaya gelmem

Kuruttum bengisu peteklerini

Karanlık dolu bir dünyada gülmem

Bulsam Kafdağı'nın eteklerini

Başımı çevirip gitsem mi bilmem

 

Umutlar sultanı anlayamadı

Sizler beni asla anlamazsınız

Biraz sevdasınız,biraz nazsınız

Kimse benim gibi ağlayamadı

Belki gülersiniz,inanmazsınız

Umutlar sultanı anlayamadı

Sizler beni asla anlamazsınız

1/10/2009 | Kategori: NURULLAH GENC | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

BENİ ANLAMAYIŞINA


 

Sana bir uygarlığı getirdim; anlamadın

Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını

Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını

Urganmış boynumda taşıdığın gerdanlık

Sana hükümdarlığı getirdim; anlamadın

 

Sevda suya karışır, sızar kan dağlarına

Köpüren yüreğimde zıpkınlanır umutlar

Yüzün tunç gibi çöker ülkemin bağlarına

Irmaklar bilmediğin kadar hülyalı akar

Her vadi bir yanıyla senin yüzüne bakar

Bir yanında münzevi hıçkıran Leyla kuşu

Sen henüz tanımadın sevda denen yokuşu

Sen henüz yorulmadın yokuşta devler gibi

Yıkılmak üzre olan çaresiz evler gibi

Sen henüz vurulmadın uçarken göklerinde

Sen henüz bir oltaya takılmadan derinde

Karalar bağlamadın; beni anlayamazsın

O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın

 

Seni bir yıldız gibi koyacağım göklere

Her gece ışığını ruhumdan alacaksın

Aldanma gururunu okşayan çiçeklere

En güzel güllerini ruhumla alacaksın

 

Kopacak sanıyorsun bu ip ince yerinden

Bu ipin her çizgisi yaralı bir dev gibi

İnecek sanıyorsun bu bayrak gönderinden

Bu sevda tükenecek sönen bir alev gibi

 

Sen hala anlamadın sevginin en hasını

Sen hala çözemedin ırmağın dünyasını

O, coşkun bir denizin sularına yürürken

Sen hasta bir çeşmeden doldurmuşsun tasını

Gittiği her iklime sevdanı götürürken

Gözyaşı çukuruna gömmüşsün deltasını

 

Henüz bir tokat gibi inmedi yüzüne aşk

Kalbine çivilerle gömülmedi ayrılık

Görmedin bir arslanın can çekişen resmini

Yalnızlık kitabında okumadın ismini

Bir takvim yaprağında yanmadı bakışların

Dökülen tüylerine tutunmadın kuşların

Karanlık köşelerde acı acı gülmedin

Sen henüz kovulduğun kapılarda ölmedin

O Celali uykudan uyanmadın, uyanma

Düşlerimin rengine boyanmadın, boyanma

 

Bir kuş gibi çırpınan kalbimin kafesine

Bir avuç yem bıraksan ölür müsün, a gülüm

Feryadı kayaları parçalayan sesine

Ömür boyu yabancı kalır mısın, a gülüm

Sen henüz bir zindanın küflü duvarlarına

Çarpmadın gözyaşıyla boğulan gözlerini

Sen henüz diken diken saplamadın göğsüne

Dudağında kuruyup dağılan sözlerini

Sen henüz dokunmadın yalnızlığa kan gibi

Acıyı kaynatmadın içinde volkan gibi

Karalar bağlamadın beni anlayamazsın

O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın

21/9/2009 | Kategori: NURULLAH GENC | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

BEN BU KADAR ZULME LAYIK MIYIM RÜVEYDA


 

hangi ressamı vurur bilmem, endamın

sarar da benliğimi

ben beni tanımam kaldırımlarda

kafesleri yutan kafese doğru

alaca bir at koşar içimde

zamansız, mekansız nefese doğru

 

kırmızı bir kurdela bağlayarak alnına

duydun mu orkideye dua eden birini

bu ısmarlama yüzler yok mu Rüveyda

bu yapmacık bebekler

gözyaşı akıtırken gülenler yok mu

beni kahrediyor geceler boyu

 

hangi çağın gelişidir bilmem, gülüşün

soluk bir dünyanın mezarlarına

gömerek gurbetimi

kapadı karanlığa Yesrib, kapılarını

meydan okuyuşun çağın ordularına

bilmem hangi mevsimin başlangıcıdır

doruklarından öte hevese doğru

alaca bir at koşar içimde

zamansız, mekansız nefese doğru

 

yasını tutuyorum kararttığım düşlerin

yıpranmış divaneler gibiyim sokaklarda

amansız bir ütopya üfleyen pencereler

lif lif yoluyor dram seyyahı bedenimi

önümde, haksızlığın hesaba çekildiği

hiç kimsenin kimseyi tanımadığı mahşer

arkamda, kare kare ömrümü belirleyen

hatırladıkça yanıp tutuştuğum resimler

 

söyle, nasıl aşarım pişmanlık dağlarını

yeniden bir Nil olup taşar mıyım çölllere

kim giydirir başıma tacını nihayetin

kim takar bileğime hürriyet künyesini

karada balık gibi nasıl yaşarım, söyle

Rüveyda, seziyorum; tahammülün kalmadı

ama dur, boşaltayım bütün çığlıklarımı

asırlardır köhne barınaklarda

küflenen, çürüyen çığlıklarımı

 

at vuruldu içim paramparça Rüveyda

gölgelerin ardına sakladım kusurumu

sen orada kayıtsızca gülümsüyor gibisin

ben burda damla damla eriyip akıyorum

yine de, çiğnetmem kimseye gururumu

istenmediğim yeri sessizce terk ederim

hatıra kalsın diye bırakır da ruhumu

mahzun bir derviş gibi boyun büker, giderim

21/9/2009 | Kategori: NURULLAH GENC | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

<Önceki Yazılar | Sonraki Yazılar>

İlgili aramalar: amatör - ben sana mecburum bilemezsin... -  ask -  sevgi -  huzun -  ayrılık -  özlemm..